SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

685 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu hadîsi Buhari «namaz» ve «Hicret» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî dahî «namaz» bahsinde tahrîc etmişlerdir. .

 

Farz kelimesi, lûgatda takdir mânâsına gelir. Buradaki namazdan murâd da dört rek'âtlı farzlardır. Çünkü üç rek'âtlı olan akşam namazı; gündüzün vitri'dir. Binaenaleyh olduğu gibi bırakılmışdır. Şu hâlde hadîsden murâd: Allah Teâlâ dört rek'âtlı farz namazları ilk defa ikişer rek'ât üzerinden takdir buyurmuş, sonra hazar'da kılınanlara ikişer rek'ât daha ilâve ederek, onları dörder rek'âta çıkarmış. Bundan yalnız akşam namazını istisna etmiş; demekdir.

 

Dâvûdî'nin beyânına göre, akşam namazına da bir rek'ât ziyâde edilmişdir. Yâni ona göre evvel emirde akşam namazı da iki rek'ât olarak farz kılınmış; sonra bir rek'ât daha ilâve edilerek üç'e çıkarılmışdır.

 

Buhârî'nin, bir rivayetinden anlaşıldığına göre namazlara ikişer rek'ât ilâve, hicret'den bir sene sonra yapılmışdır.

 

Hz. Âişe 'nin bu hadisi, mürseldir. Çünkü o, bu vak'aya yetişmemişdir. Fakat böyle mikdâr bildiren yerlerde rey ve içtihada mecal olmadığı için hadîs yine merfû ve muttasıl hükmündedir. Âişe (Radiyallahû anha) onu yâ bizzat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den yahut bir sahâbîden işitmişdir. Hadîs her şekilde huccetdir.

 

Namaza, ziyâde mes'elesi ihtilaflıdır. Ebû İshâk-ı Harbî ile Yâhyâ b. Selâm'a göre hazarda; yâni evinde yerinde oturanlara namazın tamamlanmasından murâd, namazın sayısıdır. Zîrâ Isrâ hâdisesinden önce, namaz, biri güneş kavuşmazdan önce, diğeri doğmazdan önce olmak üzere iki vakitden ibaretti. Hz. Âişe'nin, bu hadîsi mezkûr iki vakte üç vakit daha ilâve edilerek; namazların beş vakte çıkarıldığını gösterir.

 

Diğer bâzılarına göre Âişe (Radiyallahû anha) hadîsinden murâd; İsrâ gecesi beş vakit namaz farz kılınırken, evvelâ ikişer rekât takdir buyurulduğunu, sonra hazarda (yâni evinde yerinde) olanlar için ikişer rek'ât ilâve edildiğini anlatmakdır. Bu takdirde yapılan ziyâde namaz vakitlerine değil, namazın rek'âtlarına âiddir.

 

Bir takımları: «Namaz, iki rek'ât olarak farz kılınmışdır. Yâni yolcu dilerse namazını iki rek'ât kılabilir; isterse dört kılmaya da hakkı vardır» şeklinde tefsirde bulunmuşlardır.

 

Nevevi'nin tefsiri de şu'dur: İki rek'ât kılmak isteyenler için, namaz ikişer rek'ât farz olmuşdur. Sonra evinde yerinde olanlara mahsus olmak üzere iki rek'ât daha ilâve edilmişdir. Sefer namazı ise iki rek'ât kılmak dahî caiz olmak üzere bırakılmışdır.

 

Hanefîler, Hz. Âişe'nin bu hadîsi ile istidlal ederek: «Seferde dört rek'âtlı namazları ikişer kılmak ruhsat değil; azimettir. Binaenaleyh yolcunun dört rek'âtlı namazlarını tam kılması sâet olur.» demişlerdir.

 

Hanefiyye ulemâsı bundan başka Taberânî 'nin «Mu'cem» inde rivayet ettiği bir hadîsle ve Nesâî ile İbni Mâce'nin rivayet ettikleri Ömer (Radiyallahu anh) hadîsi ile de istidlal ederler. Hz. Ömer hadîsinde şöyle denilmektedir :

 

«Sefer namazı iki rek'ât; kuşluk namazı iki rek'ât; bayram namazı iki rek'ât; cum'a namazı dahî iki rek'âtdır. Bunlar Nebiiniz Muhammed Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in dilinden hiç noksansız; tamam olarak böyledir.»

 

îmam Şafiî, imam Mâlik ve imam Ahmed b, Hanbel'e göre, yolcunun dört rek'âtlı namazları, ikişer rek'ât kılması, bir ruhsattır. Binaenaleyh onları isterse dört isterse iki rek'ât kılar. Yalnız iki rek'ât olarak kılması efdaldır. Şâfiîlerden, bir rivayete göre, dört re'ât kılmak efdal; diğer bir rivayete göre her ikisi müsavidir. Sahîh ve meşhur olan kavil iki rek'ât kılmanın efdal olmasıdır.

 

Bunların delilleri az sonra göreceğimiz Hz. Ömer hadîsi ile Dârakutnî 'nin tahrîc ettiği Hz. Âişe hadîsidir.

 

Hz. Ömer hadîsinde şöyle deniliyor:  «Ömer b. Hattâb'a dedim ki: Halk'ın bu gün namazı kısaltmalarına şaşarım. Allah' Teâlâ (Kâfirlerin, sizi fitneye düçâr edeceğinden korkarsanız...) buyurarak, namazın ancak fitne zamanında kısaltılabileceğini; beyân etmişdir. Şimdi böyle bir korkulu gün yokdur?

 

Ömer: Senin şaştığın şey'e, ben de şaştım da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'e söyledim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellern) :

 

«Bu Allah'ın, size tesadduk eylediği bir sadakadır. Binaenaleyh siz, onun sadakasını kab'ûl edin!» buyurdu; dedi.

 

Âişe hadîsinde dahî: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazı bazen kısa kılar; bazen tamamlar; kimi gün oruç tutar; kimi gün de tutmazdı.» denilmektedir. Bu hadîsin isnadı için Dârakutnî: «Sahîhdir.» demişdir. Aynı hadîsi Beyhakî: Tâlhatü'bnü Amr İbni Salih ve Muğîretü'bnü Ziyâd tarîki ile Hz. Âişe'den rivayet etmişdir ki, bu zevatın üçü de zayıfdırlar.

 

Hanefiyye ulemâsı, Şâfiîlerin bu delillerine şöyle cevap vermişlerdir :,

 

1- Hz. Ömer hadîsi size değil; bize delildir. Çünkü mezkûr hadîsde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah'ın sadakasını kabul etmelerini emir buyurmuşdur. Emr-i mutlak, vücûd ifâde eder. Binaenaleyh şer'an o hediyeyi reddetmek serbestisi kalmaz. Burada: «Hiç bir insan sadaka kabul etmek için zorlanır mı?» şeklinde bir suâl hatıra gelebilir. Cevâbı şu'dur:  «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in :

 

(Allah, onu size tesadduk eyledi.) sözünün mânâsı: Allah, size hüküm buyurdu, demekdir. Çünkü mülk olmaya yaramayan bir şey'i, Allah'ın tesadduk etmesi, o şey'i hükümden düşürmekle olur. Nitekim Allah'ın afvı da böyledir.»

 

2- Hz. Âişe hadîsi ise Buhâri ile Müslimin, Hz. İbni Ömer'den tahrîc ettikleri şu hadîsde muarızdır: « İbni Ömer, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikde seferde bulundum. Allah, ruhunu kabzedinceye kadar (seferde) iki rek'âtdan fazla namaz kılmadı. Ebû Bekir'le beraber bulundum; o da Allâh Teâlâ rûhunu kabzedinceye kadar iki rek'âtdan fazla kılmadı. Osman'la beraber bulundum; o da Allah Teâlâ rûh'unu kabzedinceye kadar iki rek'âtdan fazla namaz kılmadı... dedi.»

 

Selef ve Halef'in ekseri ulemâsına göre seferde dört rek'âtlı namazları, ikişer kılmak vâcibdir. Ashâb-ı kiram 'dan Ömer, Alî, İbni Ömer, Câbir ve İbni Abbâs (Radiyallahû anhûm) hazerâtının mezhepleri de budur. Aynı kavil Halife Ömer b. Abdilâzîz ile Hasan-ı Basrî ve Katâde'den dahi rivayet olunmuşdur. Hammâd b. Ebî Süleyman'a göre seferde namazlarını dört rek'ât üzerinden kılan bir kimse, o namazları kaza eder. İmam Mâlik'den bir rivayete göre dahî vakit içinde olmak şartı ile o namazları ikişer rek'ât olarak kaza eder.

 

İmam Ahmed b. Hanbel seferi namazları için: «Onları, ikişer rek'ât kılmak sünnettir.» demişdir.

 

Hattâbî dahî: «Evlâ olan, misafirin namazı kısa kılmasıdır. Çünkü kısa kıldığı namazın caiz olduğuna bütün ulemâ ittifak etmişdir; tamam olarak kılmanın caiz olup olmıyacağı ise ihtilaflıdır. İttifak, ihtilâfa tercih edilir.» diyor.

 

Aynî: «Bütün bu delillerle, bâzılarının (Sadaka hadîsi namazı kısa kılmanın ruhsat olduğuna delâlet eder.) sözü suya düşer.» demişdir.

 

Gerçi Âişe ile Osman (Radiyallahû anhûma) te'vîlde bulunarak, seferde namazlarını dörder rek'ât kılmışlardır. Fakat bundan Hanefîler'in kaidesi (-ki şöyledir: Bîr râvînin re'yi, rivayetine uymazsa, onun  rivayeti ile amel vacib—değildir.) bozulmaz. Çünkü Hz. Âişe seferde namazı iki rek'ât kılmayı da dört rek'ât kılmayı da caiz görüyordu..Şu hâlde kendisi iki caizin biri ile amel etmiş demekdir. Eğer Âişe (Radiyallahû anha) namazı tamam kılmayı caiz görmeseydi Hanefîler'in kaidesi o zaman bozulurdu.

 

Hz. Osman hadîsine verilecek cevap da budur. Muhakkikin ulemâya göre Osman ile Âişe (Radiyallahû anhûma)'nın te'villeri bundan âbâretdir. Yâni onlar kasr'la itmamın ikisini de caiz görmüşlerdir.

 

Bâzıları: «Hz. Osman, mü'minlerin imamı; Âişe de anneleri olduğu için nereye gitseler, kendi evlerinde hükmündedirler.» Şeklinde te'vîlde bulunmuş; bir takımları Osman (Radiyallahû anh)'ın Mekke'den evli bulunduğunu ileri sürmüş; daha başkaları: «Hz, Osman'ın yanında Bedeviler bulunuyordu; onlar namaz ebedî olarak ikişer rek'âta indirildi zannetmesinler diye namazları dörder rek'ât kılmışdır.» demişlerse de bu te'vîllerin hiç biri itirazdan salim değildir.

 

Dört mezhebin imamları ile Cumhûr-u ulemâya göre mubah olan her seferde kasr caizdir. Selef'den bâzıları namazı kısa kılabilmek için yolda korku bulunmasını şart koşmuş; diğer bâzıları seferin Hacc veya umre yâhut gaza için olmasını; bir takımları da seferin isyân için değil tâât hususunda yapılmasını şart koşmuşlardır.

 

E-imme-i selâse denilen Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel ile ekseri ulemâya göre ma'siyet seferinde namazları kısa kılmak caiz değildir. Ebû Hanîfe ile Sevrî'ye göre ise caizdir. Binaenaleyh onlara göre sahibinin elinden kaçan bir köle seferde namazlarını ikişer rek'ât kılabilir.

 

Hanefîler'e göre mesâfe-i sefer, senenin en kısa günleri hesabı ile üç günlük yol'dur. Burada muteber olan orta yürüyüşle sabah'dan, öğle'ye kadar alınan yoldur ki takriben doksan kilometrelik mesafedir. Bu mesafeden daha yakınlara gidenler, namazlarını tamam kılarlar.

 

Diğer mezheplere göre yüklü deve yürüyüşü ile bir gün bir gecelik mesafedir. Bu mesafe takriben seksenbir kilometre kadardır. Tafsilât fıkıh kitaplarındadır.